Kendime "Git" demediğimde,kalsaydım...
Söyleyeceklerim avuçlarımdan akarken yasladıgım cam başımı,kırılmasaydı.
Sır...
****
İçinde onlarca kişi var kişilerin.Ve biri bakkalı büyük marketlere tercih ediyor.Diğeri perdeleri açık olan pencereleri seviyorken,bir başkası smaç vuruşu yapacakmış gibi zıplayıp aslında topa elini bile sürmeyen taktikçi voleybolculara hasta.Arkadan bir başkası vurur da sayı olur.Biri Yalın duyduğunda ağlar,diğeri kuşa elinden yem almayı öğretir.Amaçsızdır bir tanesi; gün bitirir,uyur.Birinin ömrü çalışmakla geçer,ahkam keser,mutlanır.Biri Anıtkabir'i gösterir,"gidelim" der biri,soğuk olur ama.Çok sonra pişmanlıklarla kararır gözü bazen kişinin Suphi gibi söver,bir de tükürür denize.Bazen vazgeçer insan.Yanılır sonra,vazgeçmekten de geçer.Pek bi doyumsuzdur kimi zaman içlerinden biri."Benim olsun" der "herşey" ve "Ve herşeyde bir ben olsun" .Biri de öyle saf ki; "Lafı mı olur" der be."Ne demek o?" .Milyon kere işler aynı hazzın peşinde aynı günahı arsız olan.İçinde onlarca kişi var kişilerin.
Bir tanesinde eksik olsan,seni bilmeyen bir tanesi olsa...Ama yok!Ve burdasın öyle mi?Ah Tanrım nasıl da rahatladım.
Alâ...Çok âlâ..
***
Kadın hiç arpa görmemişti belki ama emindi bir arpa boyu bile yol alamadığından,serüven filan dediler hayat için ona.Ve içinde yine zıt ikilemeler* olan hikayeler anlattılar zıt ikilemelerdeki*(2) yaşta insanlar.
Dedi ki kadın "Herkesin bir hikayesi var,dinle ders al öğren kendim tamam mı?".Dinledi,dinledi,dinledi.Bir yada iki öncekinden aldığı derslerle bir yada iki sonrakine öğütler verdi.Erkekleri oldu zıt ikilemeli*(3)Kadın,her birinden acı doğurdu,onlarca kez.
Kadın...Kadın olduğunda çocuktu.
Kadın...Kadın hissettiğinde mutluydu.
Kadın...Zannetti.
Anlatılanları doğru zannetmekle başladı serüvenine.
Sevdim zannetti kadın çoğu zaman.
Sevildiğini de zannetti.
Kadın...Adamı özlediğini zannetmedi sadece.
Adamın avuç içlerine verdiğinde kalbini öldüm zannetmedi bir de..
Adam...Kadın...Zannetmedi.
Kadın...Adam..Zannetti!!!!
- İyi - kötü
- Genç - Yaşlı
- Güzel - Çirkin
*****
Yoksundur.Olmayacaksındır bir kez daha.Gelmeyeceksindir kesindir.
Olsun.
Ayağım üşüdüğünde çorap giymem lazım.
Ah nasıl yalnızım,nasıl sessizim,nasıl ıssızım bir bilsen.Belki dayanamaz da dönerdin.
Aslında sanmıyorum.
Tanıdım sandığım başkaları gibi olmadı varlığın,bende değil seni sevmenin sözcükleri.
Seni seviyor olmanın keyfi bende değil.Yani bende ,ben seviyorum,ama bu sevmek Pamuk'u sevmek gibi değil.Boncuk'u,Benek'i,Beyaz'ı yada Eric'i sevmek gibi değil.
Annem gibi değil.
Eskileri sevmek gibi değil..
Çok klasiktir,çok benzerini yazmışlardır sevenler sevdiklerine belki ama ben kimseye yazmadıktan sonra,klişelenmedikten sonra ömrüm bunlarla ve ne aptalım Tanrı'm seni seviyorum ama yoksun.
Ötesi berisi olur mu bundan sonra.
Karşılıklı susmadıkça susmanın anlamını açıklasan ama sussun.
*****
Madem öyle,durayım ama olduğum yerde.Bekleyeyim doymanı hayata ve biraz acıdığında bilmediğin yerlerin,bir telefon sesi olsun varlığın,"Gel" diyen...
Yumayım gözlerimi ve devireyim kirpiklerimi rüyalar üzerine,bilinçaltı desin Sigmond Freud,ben ne biliyorsam onu söyleyeyim,"Sen" deyim,zaten hep sendeyim.
O halde,soğuk kalsın gece,nasıl olsa geleceksin ya,soğuk kalsın,ben üşüyeyim ve döndüğünde geceyi yakacak özleyişimle gir koynuma,ısınayım.
Sanat(Gey)-çı(şa) olayım,shamisen çalayım sana,dannam ol ya da yok yok bu çok fantastik oldu,ben en sevdiğin melodiyi ıslıklayayım en iyisi.Sen gül.Ama gelirsen..
Şimdi aklıma ilk köpeğim öldüğünde sanırım dokuz yada on yaşlarındaydım yazdığım komik şiirim geldi
Gelsen yine bitlerini ayıklasam,tırnaklarını kessem,köyden keçi sütü istesem onla beslesem seni,kucağıma yatırsam,tüylerini okşasam,yanımda uyusan bu gece olmaz mı?Bunun gibi bir şeydi ve o dönmedi.
Ben yazmayı bırakıyorum,en azından bir süreliğine...
****
Şimdi meleğin nuruyla aydınlanmalı gece.Yeşil ışık olmalı bir yerlerde varlığın ve bulmalı beni bir an önce.Bulmalı yoksa,her dolunayda gökyüzüne dikip sana baktığım,aya baktığım,boşa baktığım,loşa baktığım,baktığım...gözlerim....ağlayacak...
Dirliğinden uzağım ne zamandır vaktin.Göçtü tüm uçanlar yüreğimden ve yeni yalan zamanlarda denediğim ne varsa yanılttı sonradan.Sevmediğim yöntemlerin baskısıyla,kelişelendi düşlediklerim,düşündüklerim..
Doğalllıktan yana humanist rejimlerini sevgi sanatının ve tüm mermilerini tüm tabancaların şimdi dört mevsimi dinleterek çatıştırsam diyorum.Yazda mermiler dokunacakken gülücüklere,matrixteki gibi kaçışsınlar dudaklar,ilkbaharda öpücük olsun tabancayı rujlasınlar,sonbaharda tüm mermiler yağmur taneleri gibi dökülüversin şarjörden kış olsun,karadır,soğuktur,yalnızdır kış,her bir gülücük sonsuz çınlamayla kanasın,kar(n) kırmızı olsun duvarlar,yine adını yazsın.Şahlansın sevgi.....
Ama hep savaşsın sevgiyle,silahlar...Ne silah bilsin onun sözcüklerini hiç söylemediği,ne sevgi tatsın acısını göstermediği....
Bittiğinde kırmızı kalsın yalnızca kırmızı,ki aşkın rengidir.
*****
İzin ver tüm sonsuzluğunu bölük pörçük edip,kumbaramdaki son kuruşum gibi,
tiryakiyim son sigaram gibi,ayın ondördünde kuzuyum kurt gibi,en sevdiğim filmin en sevdiğim sahnesi gibi,bir futbol maçının ilk golü gibi,saklayım seni önce.Sonra izin ver tekrar,ucu yırtık çorabım gibi,fitili bitmiş mum gibi,ben gibi harcayım seni.Vermişken bir kez daha izin ver,açayım büyük büyük yaralar bedenine,çarmıhta İsa gibi,sokrat ediyim baldıranla kendini...
Rahatla,tüm orospularını şehrimin kapına göndereyim bu gece.Fahişe ruhunu otasınlar diye tek tek...izin ver kendine..Kırmızı rujlarla boyansın beyazın ve arınsın kirlendi sandığın ruhun bedeninden,bir de sor neden diye içlerinden birine...Çünkü yetmez girdiğin içine,ruhunu da istersin verecek yer arıyordur,satar sana,alırsın.Çünkü .....Bir kez izin ver hiç kanatılmadığın kadar kanatayım seni ve çayı demleme hayır.Soğuk kalsın yerim.Konuşayım uyurken.Sen düşün...
Ellerim....Bir de gözlerim var...Bu kadar...
****
Hatırladığımda ilk reçelimi,şimdi de döksem üzerime acemi ellerimle.Yoğurtların üzerinde toz şekerler,Üstüne kilitlenen kapılar.Mum ışığında, ihanet .
Güneş farklı doğuyo sanılan tatil sabahları."Yıkandıktan sonra ilk önce çorap giyilir"ler.Bir yerde "bugün gelecek mi korku" korkusu."İçimde bir çocuk tedirgin"i tedirgin bir çocuk anlayışıyla dinlemek...
Balıklar...
Çığlıklar...
Kan...
Çığlıklar...
Kan..
Tadını ilk ne zaman öğrendimse gözyaşının ve bana neyi anımsatıyorsa her döküldüğünde..
Hepsi ...Çığlıktı,kandı...Büyük bir kadındı,damarlı bir erkek.
Bir katil bakışı,Bir mahçup üzgü,
Bir çocuk titremesi.
Her sesin sonu,
Yan komşu kapısı.
****
Olmamın verdiği hafifliği taşıyabildiğim sürece,yaşadım.
Olmak ağırken,
Ölümün cazibesiyle yıllarımı kuşkonmazdan bir çarmıha gerdim.
Yıllarımın avuç içi yok...bilekleri yok acılarımın..
Akan kanın hesabı sorulmasın kimseden diye,sustuğumun nedeni yok bilinen.
Bir de sırf utançtandır,neden seven organa kalp denildiğini sormayışım kimseye.
Haydi yaşam dedik kalbe,öyle kabulü.
Gönül ne?
Pankreas?Oniki parmak bağırsağı?Omurilik soğanı?
Gönül yoksa,yarası yoktur.
Hologramiyi red edip,aşkı örseliyorum.
Aşkın bile gözü var da kör ya iki gözüm.
Ben gözsüzüm...
***
aslında ben doğurdum seni epeyce zaman önce acıyla.
büyüttüm de üstelik.
gelişler ,gidişler ..dönüşler ve kalışlar...bunların bir önemi yok.
onun böyle bir numarası var herkese aynı şeyi yapıyor.
:)
acıktığında sevgiye ağlıyor nasıl?İstemez insan görmek.
öyle ağladı ya ; doyururum.
gelişlerin ,gidiişlerin ondan önemi yok çünkü ne gidiş tam gidiş,mamafih ne geliş...Dönüş kalsın diye değil ,sanılır da ...yok. Pazarlık payı da bırakmıyor.
Yüksek sesle müzik dinlemek zararlı.Elinde mezar taşıyla Çanakkaleye giden ve orda gömülmek isteyen baba anormal,siz normalsiniz. öyle mi? Siktirin ...
Gemiler var yüzdürülsün diye...Otomobiller taşısın bebecikleri.
Kibritçi kız kibritleri yakıp ısınana kadar ordan bi kaç çalı çırpı toplasaydı da tek kibritle onları yakıp ısınsaydı,olmaz mıydı?Küçücük ömrümüzde vicdan yaptırıp durdular.Hay arkadaş!
Bostan korkuluğu daha afili tek başına korkuluktan.
Karnım aç ,çıkar beynimi yiyeyim
****
Yok yüzünden daha güzeli,gözünden..
Zencefil ellerinden serti yok,zencefil ellerinden unufagı...
Yarası yüzünün soğukta acır.
Yarası yüzünün...Yarısı hüzünün..
Karşılığı yok hissimin,olsa yazacağım.
Yarım tuallerde binlerce denklem...
Alçılarda bilmediğim yüzleri bilmediğim tanrıların..
Sayfaları aydınlatan;odayı aydınlatan...
Sonsuza dek gibi süren şarkılar,tekrar eden şarkılar,tastamam hayatımı nakaratlayan şarkılar..
Nadas..
Tut beni.Yoksa gideceğim
****
"Turuncu yaprakları ağaçların..
Beyaz renkleri karların.
Siyah gözleri adamın.
Kokusu süt..
Elleri hamur.
Kulak memesi kalbim,
Hep kıvamında yanında.
Su kalbim,
Konduğu kap,gözleri.
Ağıt sesim.
Nefesim don.
Ellerim..yok!
****
Geri çekim bir filmden aklımda iki sahne kalır.
Biri;ayna karşısında gülüşüne gelen gölgeyle oturmakta olan kadının saten elbisesinin kucağından,yerden,bazıları hala düşmediği için havadan,ipliğe tekrar dizilen inci tanelerinden oluşan gerdanlığı.
Diğeri;dudağının kenarından yanagını yalayıp gözüne tekrar giren gözyaşı.
Geri çekim bir filmden aklımda iki sahne kalır.
Geri çekim bir filmden aklımda...
Geri çekim bir film....
Geri...
Çekim....
......
Lanet olsun!!!
****
Tanıdığım ve bazen tanımadığım bir kaç kişinin yerine geçmek istediğim oluyor.Hani kadın erkek farketmeden.Babam olmak istiyorum bazen zor diye vazgeçiyorum.Neden bilmem en merak ettiğim Tarkan olmak,pek mi severim? Yok inan ki fazla değil aslında.
Bu aralar uçan ineklerle sütaş reklamı yapmış amcanın yada teyzenin yerinde olmak istiyorum.Nasıl bir ruh haliyle planladı onu cidden merak ediyorum.Hatta onu onaylayan kişi de olabilirim.Dedi ki bana "Hayır gülme reklam yapmak çok zor iş,takdir et" sonra ilerleyen saniyelerde söyle bir bakıştık ve koptuk.
O olmayı istedim ben en çok.Benden kaçtıkça ben,bari o olayım diye düşünmüş olabilirim.Belki de abartıyorum.Abartmak yanlış karar aldırır.
Her ne ise bugün pazar.Kar da yağmadı.Hüzünlü şeylerde kağıttan kayıklardan bahsedilmesini yanlış buluyorum çünkü kağıttan kayık yapıp yüzdürürken herkes mutluydu bence.
Bir de bütün hayat kadınları bir kez bile olsa o dört kenarında küçük lambalar olan aynada ruj sürüp sonra sinirlenip agzına yüzüne bulaştırarak silmiş midir merak ederim?Yoksa bu klişe sadece filmlerde mi oluyor?
Ebru yapmak çok zevkli!
****
"Nasıl rahat ettirebilirim seni" diye sordum."Kalman için..." "Acıtmam" dedim "dudağını artık".Bu bir vaatti,güldü.Belki yakındığı kadar değildi acı ve belki seviyordu bile.Keseyim dedim tırnaklarımı "Keseyim ha ,ister misin? " .Güldü."Ordan bakınca" dedim kendikendime " çaresizliğim anlaşılıyor mudur?" O gülüş "Yalvarırım yapma diyordu,yapma gidiyorum ben"
Sigaradan artan para ile aldığım sakızlardan uzattım, istemedi,bir sigara yaktı.Bir çırpı da ağzıma attığım sakızı üçüncü sınıf fahişeler gibi çiğnedim.Sakızın ambalajını sivriltip dişlerimin arasını temizledim.Öyle uzun parmakları vardı ki.Öyle marifetli parmakları vardı ki,utandırdı beni.
Ah lanet !!!
Ne anlatıyorum."Gel buraya" dedi."Gel ,ağlama" Ağladım.
"Ben gidiyorum"
Ben kitlendim ,aptal oldum , tek söz edemedim ,sustum.Tükürdüm sakızı,halıya düştü,sonra hallederim onu diye düşündüm üzerine buz koyunca yapışmadan çıkıyor.Sigara yaktım.
Amaannn gitti işte sonra.Kapıyı kapadım arkasından,filmlerdeki gibi kapının arkasına çöktüm ağladım.Sonra kalktım gittim puding yaptım.Sakızı söktüm halıdan.
Beş yıl geçti hala bazen ağlıyorum.
Ama o bununla başa çıkabilir!
***
Duman konserinden çıkıp fasıla gidiyorum.Feridun Düzağaç dinleyip,arkasından İbrahim Tatlıses'in kavur balıklarında oynuyorum.
İşkembenin üstüne beyti yiyorum,yanında da ayran içiyorum.
Ayda bir kez odamdaki mobilyaların yerlerini değiştiriyorum.
Saat sesinde uyuyamıyorum.
Çok alkol alınca sızamıyorum.En kötüsü kusamıyorum.
İnsanları sevmiyor ama onlara kızamıyorum.
Sigaraları ucuca ekliyorum.
Uyku arasında konustuklarımı hatırlamıyorum.
Yaptığım herşeye mazaret yaratıyorum.Bunları mantıklı sebeplerle öne sürüp herkesi haklı olduğuma inandırıyorum.
Küfürlü konuşuyorum.
Küçük olasılıkları fal yapıyorum;"Otobüs 20 sn içinde gelirse beni seviyor,odamın kapısı rüzgardan çarpmadan mutfağa yetişebilirsem bu gece görüşeceğiz" gibi..
Uhu ile baş ve işaret parmağımı yapıştırıp uhunun uzayışını izlemeyi seviyorum.Bazende masaya döküp kalemle yapıyorum aynı işi.
En mutsuz günlerimde tırnaklarımı uzatıyorum.Acılarım çoğalana kadar da kesmiyorum.Kesince tüm sıkıntıların da gittiğine inanarak rahatlıyorum.
Alternatif tıbba inanıyorum ve çevremdekileri kocakarı ilaçlarıyla tedavi ediyorum.
Bazı isimlerden sebepsiz yere hoşlanmıyorum.Tomris,Satılmış,Naif vs.. (Hiç bir ima içermez)
Oğlum olursa adını RÜZGAR koyasım var.AKTAY da olabilir.Kızım olursa...
Kız çocuklarını sevmem!Geleceğin potansiyel başbelalarıdırlar."Anneeee, biz mertlere ders çalışmaya gidiyoruz!!!" (: "Babayı gidersin biz de çok gittik sen evde çalış anam." Ama erkek olsa "Anne,Banu bize ders çalışmaya gelecek." "Gelsin aslanım gelsin,ben şimdi ayşe teyzenlere gidiyordum zatiiii" Her apartmanda bi ayşe teyze vardır..
Laura Ashley marka yada benzeri demode çiçekli elbiselere bayılıyorum ama sadece evde giyiyorum.Bunu neden yaptıgımı bilmiyorum bilmek de istemiyorum.
Çiğnediğim sakızın,yediğim çikolatanın ambalajını düğüm yapıyorum sivri kısmı ile dişlerimi kurcalıyorum ondan sonra çöpe atıyorum.
Doktora gitmem gereken bir hastalığım olduğunda hastalığımın tıp dilindeki ismini araştırıyorum,semptonları filan ezberliyorum.Doktora ukalalık yapıyorum.Beni terslerse onu başhekime şikayet ediyorum .
Haftada iki kitap okuyorum.Çok kalınsa bir
Şişman insanları sevimli buluyorum.
Motosiklet çarpmasıyla ölcekmişim gibi bir his var içimde.
Denizin dibini yüzeyinden daha çok seviyorum.
Çizgilere basmadan yürümeye çalışmıyor bilakis çizgilere basınca seviniyorum.
Aykırı diye isimlendirilsemde bunu şiddetle red ediyorum.
Fotoğraf çekmeye bayılıyorum.
Noel ağacı süslemeyi seviyorum,o ağacı yalancı noel babanın kıçına sokmak istiyorum.
Kazandığım paranın büyük kısmı ile çorap alıyorum.Diğer eşlerinin kaybolması halinde toz bezi yapıyorum.Sık çorap kaybediyorum.
Uyuşturucu madde kullanmıyorum.
Haksızlığa tahammül ediyorum.Haksızlığa tahammül edemiyorum deyip de minibüste parasının üstünü istemeye utananlara tahammül edemiyorum.
Kız olursa adı Zeynep olabilir.
Israr edilmesinden nefret ediyorum ama ısrar etmeye bayılıyorum.
Kolayı çaya,kediyi köpeğe,Ahmet Kaya'yı Tiesto'ya,kendimi başkalarına tercih ediyorum.
Kendimi kendime rağmen seviyorum :S
*****
Arta kalanı küçük bir çocuğa verdim senden..
İştahlı...
Ellerine baktığın köfteci gibi,her hali memnun.
İnatçı...
Saçları dağılıyor,düzeltmiyor o,öyle umursamaz.
Şefkatli...
Küçük diline dokundum.
Senden arta kalanı küçük bir çocuğa verdim.
Doymuyor.
Mum yakıyor,perde aralıyor,şarap içiyor,
Hiç okumuyor.
Göğsüne dokundum.
Küçük bir çocuğa senden arta kalanı verdim.
Sürekli gülümsüyor,sakalları var.
Şehvetli.
Sakallarına da..
Verdim senden arta kalanı küçük bir çocuğa.
Çocuk adam gibi oluyor bazen.
İnançlı.
Bazen korkuyorum,"Korkma" diyor bana.
Cesur.
Dudağına dokundum.
Küçük bir çocuğa senden arta kalanı verdim.
İsteyerek aldı,bilerek ama yine severek.
Doğru.
Sonunda verdim arta kalanı senden küçücük bir çocuğa.
Ve çocuk ona öyle iyi baktı ki,
Çocuktan bir şey artacak diye ödüm kopuyor.
Kalbime dokundu.
*****
Yoksundur.Olmayacaksındır bir kez daha.Gelmeyeceksindir kesindir.
Olsun.
Ayağım üşüdüğünde çorap giymem lazım.
Ah nasıl yalnızım,nasıl sessizim,nasıl ıssızım bir bilsen.Belki dayanamaz da dönerdin.
Aslında sanmıyorum.
Tanıdım sandığım başkaları gibi olmadı varlığın,bende değil seni sevmenin sözcükleri.
Seni seviyor olmanın keyfi bende değil.Yani bende ,ben seviyorum,ama bu sevmek Pamuk'u sevmek gibi değil.Boncuk'u,Benek'i,Beyaz'ı yada Eric'i sevmek gibi değil.
Annem gibi değil.
Eskileri sevmek gibi değil..
Çok klasiktir,çok benzerini yazmışlardır sevenler sevdiklerine belki ama ben kimseye yazmadıktan sonra,klişelenmedikten sonra ömrüm bunlarla ve ne aptalım Tanrı'm seni seviyorum ama yoksun.
Ötesi berisi olur mu bundan sonra.
Karşılıklı susmadıkça susmanın anlamını açıklasan ama sussun.
*****
Madem öyle,durayım ama olduğum yerde.Bekleyeyim doymanı hayata ve biraz acıdığında bilmediğin yerlerin,bir telefon sesi olsun varlığın,"Gel" diyen...
Yumayım gözlerimi ve devireyim kirpiklerimi rüyalar üzerine,bilinçaltı desin Sigmond Freud,ben ne biliyorsam onu söyleyeyim,"Sen" deyim,zaten hep sendeyim.
O halde,soğuk kalsın gece,nasıl olsa geleceksin ya,soğuk kalsın,ben üşüyeyim ve döndüğünde geceyi yakacak özleyişimle gir koynuma,ısınayım.
Sanat(Gey)-çı(şa) olayım,shamisen çalayım sana,dannam ol ya da yok yok bu çok fantastik oldu,ben en sevdiğin melodiyi ıslıklayayım en iyisi.Sen gül.Ama gelirsen..
Şimdi aklıma ilk köpeğim öldüğünde sanırım dokuz yada on yaşlarındaydım yazdığım komik şiirim geldi
Gelsen yine bitlerini ayıklasam,tırnaklarını kessem,köyden keçi sütü istesem onla beslesem seni,kucağıma yatırsam,tüylerini okşasam,yanımda uyusan bu gece olmaz mı?Bunun gibi bir şeydi ve o dönmedi.
Ben yazmayı bırakıyorum,en azından bir süreliğine...
****
Şimdi meleğin nuruyla aydınlanmalı gece.Yeşil ışık olmalı bir yerlerde varlığın ve bulmalı beni bir an önce.Bulmalı yoksa,her dolunayda gökyüzüne dikip sana baktığım,aya baktığım,boşa baktığım,loşa baktığım,baktığım...gözlerim....ağlayacak...
Dirliğinden uzağım ne zamandır vaktin.Göçtü tüm uçanlar yüreğimden ve yeni yalan zamanlarda denediğim ne varsa yanılttı sonradan.Sevmediğim yöntemlerin baskısıyla,kelişelendi düşlediklerim,düşündüklerim..
Doğalllıktan yana humanist rejimlerini sevgi sanatının ve tüm mermilerini tüm tabancaların şimdi dört mevsimi dinleterek çatıştırsam diyorum.Yazda mermiler dokunacakken gülücüklere,matrixteki gibi kaçışsınlar dudaklar,ilkbaharda öpücük olsun tabancayı rujlasınlar,sonbaharda tüm mermiler yağmur taneleri gibi dökülüversin şarjörden kış olsun,karadır,soğuktur,yalnızdır kış,her bir gülücük sonsuz çınlamayla kanasın,kar(n) kırmızı olsun duvarlar,yine adını yazsın.Şahlansın sevgi.....
Ama hep savaşsın sevgiyle,silahlar...Ne silah bilsin onun sözcüklerini hiç söylemediği,ne sevgi tatsın acısını göstermediği....
Bittiğinde kırmızı kalsın yalnızca kırmızı,ki aşkın rengidir.
*****
İzin ver tüm sonsuzluğunu bölük pörçük edip,kumbaramdaki son kuruşum gibi,
tiryakiyim son sigaram gibi,ayın ondördünde kuzuyum kurt gibi,en sevdiğim filmin en sevdiğim sahnesi gibi,bir futbol maçının ilk golü gibi,saklayım seni önce.Sonra izin ver tekrar,ucu yırtık çorabım gibi,fitili bitmiş mum gibi,ben gibi harcayım seni.Vermişken bir kez daha izin ver,açayım büyük büyük yaralar bedenine,çarmıhta İsa gibi,sokrat ediyim baldıranla kendini...
Rahatla,tüm orospularını şehrimin kapına göndereyim bu gece.Fahişe ruhunu otasınlar diye tek tek...izin ver kendine..Kırmızı rujlarla boyansın beyazın ve arınsın kirlendi sandığın ruhun bedeninden,bir de sor neden diye içlerinden birine...Çünkü yetmez girdiğin içine,ruhunu da istersin verecek yer arıyordur,satar sana,alırsın.Çünkü .....Bir kez izin ver hiç kanatılmadığın kadar kanatayım seni ve çayı demleme hayır.Soğuk kalsın yerim.Konuşayım uyurken.Sen düşün...
Ellerim....Bir de gözlerim var...Bu kadar...
****
Hatırladığımda ilk reçelimi,şimdi de döksem üzerime acemi ellerimle.Yoğurtların üzerinde toz şekerler,Üstüne kilitlenen kapılar.Mum ışığında, ihanet .
Güneş farklı doğuyo sanılan tatil sabahları."Yıkandıktan sonra ilk önce çorap giyilir"ler.Bir yerde "bugün gelecek mi korku" korkusu."İçimde bir çocuk tedirgin"i tedirgin bir çocuk anlayışıyla dinlemek...
Balıklar...
Çığlıklar...
Kan...
Çığlıklar...
Kan..
Tadını ilk ne zaman öğrendimse gözyaşının ve bana neyi anımsatıyorsa her döküldüğünde..
Hepsi ...Çığlıktı,kandı...Büyük bir kadındı,damarlı bir erkek.
Bir katil bakışı,Bir mahçup üzgü,
Bir çocuk titremesi.
Her sesin sonu,
Yan komşu kapısı.
****
Olmamın verdiği hafifliği taşıyabildiğim sürece,yaşadım.
Olmak ağırken,
Ölümün cazibesiyle yıllarımı kuşkonmazdan bir çarmıha gerdim.
Yıllarımın avuç içi yok...bilekleri yok acılarımın..
Akan kanın hesabı sorulmasın kimseden diye,sustuğumun nedeni yok bilinen.
Bir de sırf utançtandır,neden seven organa kalp denildiğini sormayışım kimseye.
Haydi yaşam dedik kalbe,öyle kabulü.
Gönül ne?
Pankreas?Oniki parmak bağırsağı?Omurilik soğanı?
Gönül yoksa,yarası yoktur.
Hologramiyi red edip,aşkı örseliyorum.
Aşkın bile gözü var da kör ya iki gözüm.
Ben gözsüzüm...
***
aslında ben doğurdum seni epeyce zaman önce acıyla.
büyüttüm de üstelik.
gelişler ,gidişler ..dönüşler ve kalışlar...bunların bir önemi yok.
onun böyle bir numarası var herkese aynı şeyi yapıyor.
:)
acıktığında sevgiye ağlıyor nasıl?İstemez insan görmek.
öyle ağladı ya ; doyururum.
gelişlerin ,gidiişlerin ondan önemi yok çünkü ne gidiş tam gidiş,mamafih ne geliş...Dönüş kalsın diye değil ,sanılır da ...yok. Pazarlık payı da bırakmıyor.
Yüksek sesle müzik dinlemek zararlı.Elinde mezar taşıyla Çanakkaleye giden ve orda gömülmek isteyen baba anormal,siz normalsiniz. öyle mi? Siktirin ...
Gemiler var yüzdürülsün diye...Otomobiller taşısın bebecikleri.
Kibritçi kız kibritleri yakıp ısınana kadar ordan bi kaç çalı çırpı toplasaydı da tek kibritle onları yakıp ısınsaydı,olmaz mıydı?Küçücük ömrümüzde vicdan yaptırıp durdular.Hay arkadaş!
Bostan korkuluğu daha afili tek başına korkuluktan.
Karnım aç ,çıkar beynimi yiyeyim
****
Yok yüzünden daha güzeli,gözünden..
Zencefil ellerinden serti yok,zencefil ellerinden unufagı...
Yarası yüzünün soğukta acır.
Yarası yüzünün...Yarısı hüzünün..
Karşılığı yok hissimin,olsa yazacağım.
Yarım tuallerde binlerce denklem...
Alçılarda bilmediğim yüzleri bilmediğim tanrıların..
Sayfaları aydınlatan;odayı aydınlatan...
Sonsuza dek gibi süren şarkılar,tekrar eden şarkılar,tastamam hayatımı nakaratlayan şarkılar..
Nadas..
Tut beni.Yoksa gideceğim
****
"Turuncu yaprakları ağaçların..
Beyaz renkleri karların.
Siyah gözleri adamın.
Kokusu süt..
Elleri hamur.
Kulak memesi kalbim,
Hep kıvamında yanında.
Su kalbim,
Konduğu kap,gözleri.
Ağıt sesim.
Nefesim don.
Ellerim..yok!
****
Geri çekim bir filmden aklımda iki sahne kalır.
Biri;ayna karşısında gülüşüne gelen gölgeyle oturmakta olan kadının saten elbisesinin kucağından,yerden,bazıları hala düşmediği için havadan,ipliğe tekrar dizilen inci tanelerinden oluşan gerdanlığı.
Diğeri;dudağının kenarından yanagını yalayıp gözüne tekrar giren gözyaşı.
Geri çekim bir filmden aklımda iki sahne kalır.
Geri çekim bir filmden aklımda...
Geri çekim bir film....
Geri...
Çekim....
......
Lanet olsun!!!
****
Tanıdığım ve bazen tanımadığım bir kaç kişinin yerine geçmek istediğim oluyor.Hani kadın erkek farketmeden.Babam olmak istiyorum bazen zor diye vazgeçiyorum.Neden bilmem en merak ettiğim Tarkan olmak,pek mi severim? Yok inan ki fazla değil aslında.
Bu aralar uçan ineklerle sütaş reklamı yapmış amcanın yada teyzenin yerinde olmak istiyorum.Nasıl bir ruh haliyle planladı onu cidden merak ediyorum.Hatta onu onaylayan kişi de olabilirim.Dedi ki bana "Hayır gülme reklam yapmak çok zor iş,takdir et" sonra ilerleyen saniyelerde söyle bir bakıştık ve koptuk.
O olmayı istedim ben en çok.Benden kaçtıkça ben,bari o olayım diye düşünmüş olabilirim.Belki de abartıyorum.Abartmak yanlış karar aldırır.
Her ne ise bugün pazar.Kar da yağmadı.Hüzünlü şeylerde kağıttan kayıklardan bahsedilmesini yanlış buluyorum çünkü kağıttan kayık yapıp yüzdürürken herkes mutluydu bence.
Bir de bütün hayat kadınları bir kez bile olsa o dört kenarında küçük lambalar olan aynada ruj sürüp sonra sinirlenip agzına yüzüne bulaştırarak silmiş midir merak ederim?Yoksa bu klişe sadece filmlerde mi oluyor?
Ebru yapmak çok zevkli!
****
"Nasıl rahat ettirebilirim seni" diye sordum."Kalman için..." "Acıtmam" dedim "dudağını artık".Bu bir vaatti,güldü.Belki yakındığı kadar değildi acı ve belki seviyordu bile.Keseyim dedim tırnaklarımı "Keseyim ha ,ister misin? " .Güldü."Ordan bakınca" dedim kendikendime " çaresizliğim anlaşılıyor mudur?" O gülüş "Yalvarırım yapma diyordu,yapma gidiyorum ben"
Sigaradan artan para ile aldığım sakızlardan uzattım, istemedi,bir sigara yaktı.Bir çırpı da ağzıma attığım sakızı üçüncü sınıf fahişeler gibi çiğnedim.Sakızın ambalajını sivriltip dişlerimin arasını temizledim.Öyle uzun parmakları vardı ki.Öyle marifetli parmakları vardı ki,utandırdı beni.
Ah lanet !!!
Ne anlatıyorum."Gel buraya" dedi."Gel ,ağlama" Ağladım.
"Ben gidiyorum"
Ben kitlendim ,aptal oldum , tek söz edemedim ,sustum.Tükürdüm sakızı,halıya düştü,sonra hallederim onu diye düşündüm üzerine buz koyunca yapışmadan çıkıyor.Sigara yaktım.
Amaannn gitti işte sonra.Kapıyı kapadım arkasından,filmlerdeki gibi kapının arkasına çöktüm ağladım.Sonra kalktım gittim puding yaptım.Sakızı söktüm halıdan.
Beş yıl geçti hala bazen ağlıyorum.
Ama o bununla başa çıkabilir!
***
Duman konserinden çıkıp fasıla gidiyorum.Feridun Düzağaç dinleyip,arkasından İbrahim Tatlıses'in kavur balıklarında oynuyorum.
İşkembenin üstüne beyti yiyorum,yanında da ayran içiyorum.
Ayda bir kez odamdaki mobilyaların yerlerini değiştiriyorum.
Saat sesinde uyuyamıyorum.
Çok alkol alınca sızamıyorum.En kötüsü kusamıyorum.
İnsanları sevmiyor ama onlara kızamıyorum.
Sigaraları ucuca ekliyorum.
Uyku arasında konustuklarımı hatırlamıyorum.
Yaptığım herşeye mazaret yaratıyorum.Bunları mantıklı sebeplerle öne sürüp herkesi haklı olduğuma inandırıyorum.
Küfürlü konuşuyorum.
Küçük olasılıkları fal yapıyorum;"Otobüs 20 sn içinde gelirse beni seviyor,odamın kapısı rüzgardan çarpmadan mutfağa yetişebilirsem bu gece görüşeceğiz" gibi..
Uhu ile baş ve işaret parmağımı yapıştırıp uhunun uzayışını izlemeyi seviyorum.Bazende masaya döküp kalemle yapıyorum aynı işi.
En mutsuz günlerimde tırnaklarımı uzatıyorum.Acılarım çoğalana kadar da kesmiyorum.Kesince tüm sıkıntıların da gittiğine inanarak rahatlıyorum.
Alternatif tıbba inanıyorum ve çevremdekileri kocakarı ilaçlarıyla tedavi ediyorum.
Bazı isimlerden sebepsiz yere hoşlanmıyorum.Tomris,Satılmış,Naif vs.. (Hiç bir ima içermez)
Oğlum olursa adını RÜZGAR koyasım var.AKTAY da olabilir.Kızım olursa...
Kız çocuklarını sevmem!Geleceğin potansiyel başbelalarıdırlar."Anneeee, biz mertlere ders çalışmaya gidiyoruz!!!" (: "Babayı gidersin biz de çok gittik sen evde çalış anam." Ama erkek olsa "Anne,Banu bize ders çalışmaya gelecek." "Gelsin aslanım gelsin,ben şimdi ayşe teyzenlere gidiyordum zatiiii" Her apartmanda bi ayşe teyze vardır..
Laura Ashley marka yada benzeri demode çiçekli elbiselere bayılıyorum ama sadece evde giyiyorum.Bunu neden yaptıgımı bilmiyorum bilmek de istemiyorum.
Çiğnediğim sakızın,yediğim çikolatanın ambalajını düğüm yapıyorum sivri kısmı ile dişlerimi kurcalıyorum ondan sonra çöpe atıyorum.
Doktora gitmem gereken bir hastalığım olduğunda hastalığımın tıp dilindeki ismini araştırıyorum,semptonları filan ezberliyorum.Doktora ukalalık yapıyorum.Beni terslerse onu başhekime şikayet ediyorum .
Haftada iki kitap okuyorum.Çok kalınsa bir
Şişman insanları sevimli buluyorum.
Motosiklet çarpmasıyla ölcekmişim gibi bir his var içimde.
Denizin dibini yüzeyinden daha çok seviyorum.
Çizgilere basmadan yürümeye çalışmıyor bilakis çizgilere basınca seviniyorum.
Aykırı diye isimlendirilsemde bunu şiddetle red ediyorum.
Fotoğraf çekmeye bayılıyorum.
Noel ağacı süslemeyi seviyorum,o ağacı yalancı noel babanın kıçına sokmak istiyorum.
Kazandığım paranın büyük kısmı ile çorap alıyorum.Diğer eşlerinin kaybolması halinde toz bezi yapıyorum.Sık çorap kaybediyorum.
Uyuşturucu madde kullanmıyorum.
Haksızlığa tahammül ediyorum.Haksızlığa tahammül edemiyorum deyip de minibüste parasının üstünü istemeye utananlara tahammül edemiyorum.
Kız olursa adı Zeynep olabilir.
Israr edilmesinden nefret ediyorum ama ısrar etmeye bayılıyorum.
Kolayı çaya,kediyi köpeğe,Ahmet Kaya'yı Tiesto'ya,kendimi başkalarına tercih ediyorum.
Kendimi kendime rağmen seviyorum :S
*****
Arta kalanı küçük bir çocuğa verdim senden..
İştahlı...
Ellerine baktığın köfteci gibi,her hali memnun.
İnatçı...
Saçları dağılıyor,düzeltmiyor o,öyle umursamaz.
Şefkatli...
Küçük diline dokundum.
Senden arta kalanı küçük bir çocuğa verdim.
Doymuyor.
Mum yakıyor,perde aralıyor,şarap içiyor,
Hiç okumuyor.
Göğsüne dokundum.
Küçük bir çocuğa senden arta kalanı verdim.
Sürekli gülümsüyor,sakalları var.
Şehvetli.
Sakallarına da..
Verdim senden arta kalanı küçük bir çocuğa.
Çocuk adam gibi oluyor bazen.
İnançlı.
Bazen korkuyorum,"Korkma" diyor bana.
Cesur.
Dudağına dokundum.
Küçük bir çocuğa senden arta kalanı verdim.
İsteyerek aldı,bilerek ama yine severek.
Doğru.
Sonunda verdim arta kalanı senden küçücük bir çocuğa.
Ve çocuk ona öyle iyi baktı ki,
Çocuktan bir şey artacak diye ödüm kopuyor.
Kalbime dokundu.
*****
İştahlı...
Ellerine baktığın köfteci gibi,her hali memnun.
İnatçı...
Saçları dağılıyor,düzeltmiyor o,öyle umursamaz.
Şefkatli...
Küçük diline dokundum.
Doymuyor.
Mum yakıyor,perde aralıyor,şarap içiyor,
Hiç okumuyor.
Göğsüne dokundum.
Sürekli gülümsüyor,sakalları var.
Şehvetli.
Sakallarına da..
Çocuk adam gibi oluyor bazen.
İnançlı.
Bazen korkuyorum,"Korkma" diyor bana.
Cesur.
Dudağına dokundum.
İsteyerek aldı,bilerek ama yine severek.
Doğru.
Ve çocuk ona öyle iyi baktı ki,
Çocuktan bir şey artacak diye ödüm kopuyor.
Kalbime dokundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder